Kuzey Makedonya, 2025 yılı demografik verilerine göre ciddi bir nüfus kriziyle karşı karşıya. Devlet İstatistik Kurumu'nun açıkladığı verilere göre, geçen yıl ülkede ölenlerin sayısı doğan bebek sayısını tam 4.437 kişi aştı. Bu durum, ülkedeki negatif doğal nüfus artışının hem şehirlerde hem de kırsal bölgelerde devam ettiğini gösteriyor.
2025 Yılında Doğum ve Ölüm Verileri
Resmi verilere göre, 2025 yılında Kuzey Makedonya'da 15 bin 850 bebek dünyaya gelirken, aynı dönemde 20 bin 287 kişi hayatını kaybetti. Bu rakamlar, ülkenin demografik yapısındaki derinleşen sorunları ortaya koyuyor. Doğum sayısı, bir önceki yıl olan 2024'e kıyasla 211 azaldı. Doğumların yüzde 60,2'si şehirlerde, yüzde 39,8'i ise kırsal kesimde gerçekleşti. Ölümlerin dağılımında ise yüzde 63,6'sı şehirlerde, yüzde 36,4'ü köylerde kaydedildi. Bu istatistikler, kentsel ve kırsal alanlar arasındaki demografik dengesizliği de gözler önüne seriyor.
Bölgesel Dağılım ve Bebek Ölümleri
Bölgesel dağılıma bakıldığında, en fazla doğum Üsküp Bölgesi'nde gerçekleşirken, en düşük doğum oranı Doğu Bölgesi'nde görüldü. Ölüm sayısında da ilk sırayı Üsküp Bölgesi alırken, en düşük ölüm oranı Kuzeydoğu Bölgesi'nde kaydedildi. Bu durum, başkent ve çevresinin hem nüfus yoğunluğu hem de demografik hareketlilik açısından ülkenin diğer bölgelerine göre daha aktif olduğunu gösteriyor. Veriler ayrıca, 2025 yılında şehirlerde 37, kırsal bölgelerde ise 25 bebeğin bir yaşını doldurmadan yaşamını yitirdiğini belirtiyor.
Demografik Gerilemenin Nedenleri ve Uzman Yorumları
Uzmanlar, uzun yıllardır devam eden düşük doğum oranları ve yurt dışına yönelik yoğun göçün, Kuzey Makedonya'nın demografik gerilemesinin ana nedenleri olduğuna dikkat çekiyor. Ülke, bu faktörler nedeniyle Avrupa'da en belirgin demografik gerileme yaşayan ülkeler arasında yer almaya devam ediyor. Bu durum, Bosna Hersek gibi bölgedeki diğer ülkeler için de benzer demografik zorlukların yaşandığı bir örnek teşkil ediyor ve bölgesel bir soruna işaret ediyor. Nüfusun azalması ve yaşlanması, ekonomik büyüme, işgücü piyasası ve sosyal güvenlik sistemleri üzerinde önemli baskılar oluşturma potansiyeli taşıyor.







